Kamu Ekonomisi

Categories AÖF 3.Sınıf

KAMU EKONOMİSİ 
ÜNİTE:1

Kamu ekonomisinin incelediği konuların neler olduğunu belirlemek.Günümüzde tüm ülkelerde birçok mal ve hizmetin kâr amaçlı özel firmalar tarafından üretildiği ve piyasada alınıp satıldığı, birçok mal yada hizmetinde devlet kuruluşları tarafından üretildiği ve bedel-siz olarak yada maliyetinin çok altında bir bedel düşünüldüğü görülmektedir. Kamu ekonomisi, devlet tarafından piyasa mekanizması dışında üretilen ve sunulan mal ve hizmetlerin üretimini, arzını ve finansmanını konu almakta, devlet gelirlerinin ve harcamalarının belirlenme süreci ile etkilerini ve sonuçlarını araştırmaktadır. Kamu ekonomisi ekonomi biliminin bir alt dalıdır.Devletin kaynak ayırımı, gelir dağılımı ve istikrar gibi başlıca ekonomik fonksiyonlarını açıklamak.Devletin ekonomideki fonksiyonları genel olarak 3grupta toplanabilir:

  • Kaynak ayırımı ile ilgili fonksiyon,
  • Gelir ve servet dağılımı ile ilgili fonksiyon,
  • İstikrar ile ilgili fonksiyon.

Kaynak ayırımı fonksiyonundan özel ve sosyal ihtiyaçların etkin bir biçimde giderilebilmesi için kaynakların kamu ve özel sektör arasında bölüşülmesi
anlaşılmaktadır. Gelir dağılımı fonksiyonu, reel gelir ve servetin bireyler arasında adil bir biçimde paylaşılmasıdır. istikrarın sağlanması fonksiyonundan ise, devletin tam istihdam ve fiyat istikrarını sağlaması ile makul bir büyüme hızını gerçekleştirmesi
anlaşılmaktadır.Devletin ekonomik görevlerinin belirlenmesinde,pozitif ve normatif yaklaşımın anlamını açıklamak.Devletin ekonomideki fonksiyonları ve görevleri belirlenirken ve değerlendirilirken iki yaklaşım söz konusudur:Pozitif yaklaşım neden-sonuç ilişkilerini araştırır,olabildiğince nesneldir.Normatif yaklaşım ise değer yargılarına, dünya görüşüne, politik tercihlere bağlıdır, dolayısıyla özneldir. Gerçek yaşamda devletin rolü belirlenirken her iki yaklaşım (duruma göre farklı ölçülerde) birlikte rol oynamaktadır. Devletin ekonomideki yerinin belirlenmesinde ne
gibi ölçülerin kullanıldığını saptamak.Devletin ekonomideki yerini görmek amacıyla çeşitli ölçüler kullanılır. Bu ölçülerin her biri konunun belirli bir yönünü aydınlatır. Devlet harcamalarının ekonomideki yeri açısından en çok Devlet Harcaması/GSMH oranı ile Devletin Gerçek Harcama-sı/GSMH oranı kullanılır. Devlet gelirlerinin göreli önemi açısından ise Devlet Gelirleri/GSMH oranı ile Vergi Geliri/GSMH gibi oranlar kullanılmakta-dır. Devletin ekonomideki yerini başka açılardan yansıtmak üzere .Devletin istihdamdaki Payı,Devlet Yatırımları/Toplam Yatırımları gibi oranlarda kullanılmaktadır.20. yüzyılda, özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra ve 1980le re kadar devletin ekonomi içindeki yerinin genişlediği görülmüştür. 1980ler den itibaren bu artış duraklamış gözükmektedir. Az sayıda ülke-de sınırlı bir gerileme gerçekleşmiştir. Günümüz de devlet harcamalarının ve devlet gelirlerinin GSMH ye oranı gelişmiş ülkelerde belirgin ölçüde daha yüksektir. Ancak gelişmiş ülkelerin kendi aralarında da sosyal ve politik dengelere bağlı olarak önemli farklar görülebilmektedir.Türkiye de devletin ekonomideki yerini belirlemek.

Türkiye de ele alınan 1994-2001 döneminde gerek devlet harcamalarının gerek devlet gelirlerinin GSMH ya oranında önemli bir artış olmuştur. Ancak, harcamalardaki artış gelirdeki artıştan daha büyük olduğu için bütçe açığında ciddi bir genişleme meydana gelmiştir. Ayrıca, yine ele alınan dönem-de transfer harcaması gerçek harcamanın hayli üs-tüne çıkmış, hatta 2001 de iki katını aşmıştır. Bura-da önemli nokta, transfer harcamalarının büyük bölümünü faizlerin oluşturmasıdır.

ÜNİTE:2

Ekonomi biliminin temel araştırma alanı olan kaynak ayırımında etkinlik ve gelir dağılımında adalet kavramlarını tanımlamak.Kaynak ayırımında etkinlik, kaynakların en verimli oldukları alanlarda kullanılmasıdır. Neoklasik ekonomi teorisine göre, piyasa mekanizması tam rekabet koşulları altında ve ekonomik adam modeline göre, etkin kaynak ayırımını otomatik olarak gerçekleştirir.Adalet ise iki temel yaklaşıma göre tanımlanabilir.

Birinci temel yaklaşım, bir ekonomide, gelirlerin,eşitlik veya hakkaniyet ilkelerine göre adil dağılımının sağlanmasını temel alırken, ikinci yaklaşım bir ekonomide bütün bireylerin gelir elde etmek için eşit fırsatlara sahip olmalarını savunmaktadır.
Neoklasik ekonomi teorisi kapsamında, rekabetçi piyasaların nasıl çalıştığını ve bunun toplumsal refaha ilişkin sonuçlarının neler olabileceğini saptamak.Tam rekabetçi denge modelinde, piyasalarda tam rekabet koşulları egemendir ve tüm tüketici ve üreticiler ekonomik adam modeline göre davranırlar.Bunun sonucunda oluşan tüketici ve üretici dengeleri bütün piyasaların dengeye gelmesini sağlar.Piyasa mekanizmasının işleyişi sonucunda ortaya çıkan kaynak ayırımının etkin olup olmadığına ilişkin temel kriter,Pareto optimallik kriteridir. Eğer,kaynakları yeniden dağıtarak, hiç kimsenin refahını azaltmadan en az bir bireyin refahını artırmak mümkün değil ise, kaynak ayırımı Pareto optimaldir.Pareto optimal noktalara varılması aşamasına kadar yapılan her iyileştirme Pareto iyileştirme olacaktır.Refah ekonomisinin birinci temel teoremine göre,her rekabetçi denge bir Pareto optimum kaynak ayırımını gösterir. ikinci temel teorem ise, herhangi bir Pareto optimumuna tam rekabetçi denge ile ulaşabileceğini gösterir. Piyasa ekonomisinin işleyişi içinde ortaya çıkan gelir dağılımının toplum tarafından istenilen gelir dağılımı olmaması durumunda, bunun ne olması gerektiğine ilişkin kriterler ortaya koyan sosyal refah fonksiyonlarının dayandığı teorik temelleri açıklamak.Pareto optimallik koşulları bir ekonomide kaynakların en verimli oldukları alanlarda kullanılmaları gerektiğini gösterir. Ancak bunun sonucunda ortaya çıkacak olan gelir dağılımının adil olup olmayacağı konusunda herhangi bir ipucu vermez.Sosyal refah fonksiyonları, Pareto optimal kaynak dağılımı noktaları arasında hangisinin toplum tarafından en fazla tercih edileceğine ilişkin kriterler ortaya koyarlar. Bu çerçevede başlıca iki tür sosyal refah fonksiyonu tanımlanmaktadır. Faydacı ve Rawlsçu sosyal refah fonksiyonları. Uzun yıllar boyunca refah ekonomisinin temel dayanağı olan faydacı yaklaşım, toplumun refahını, tek tek bireylerin faydalarının toplamı olarak ele almaktadır.Buna göre herhangi bir sosyal politika toplam faydayı artırıyorsa istenilir bir politika olmalıdır.Günümüzde en çok sözü edilen bir diğer sosyal refah fonksiyonu yaklaşımı ise Rawlsçu yaklaşımdır. Buna göre ise toplumun refahı, en fazla, toplumda en yoksul kesimlerin durumunun iyileştirilmesi ile sağlamaktadır.

ÜNİTE:3

Kamu maliyesinin önemli teorisyenlerinden R.Musgrave in devletin ekonomik fonksiyonlarına ilişkin olarak yaptığı önemli üçlü sınıflandırma temel alınarak, devletin kaynak ayırımı, gelir dağılımı ve istikrar fonksiyonlarını tanımlamak.Devletin ekonomik rolü üç düzeyde ortaya çıkar.Birinci olarak devletin kaynak ayırımını sağlama rolü vardır.Kaynakları etkin dağıtan mekanizma piyasa olsa da bazı ihtiyaçların karşılanmasında piyasaya aksar bu durumda devlet bu tür hizmetleri merkezi yada yerel düzeyde üreterek toplumsal refahın artmasını sağlar. Devletin ikinci ekonomik
fonksiyonu gelir dağılımı fonksiyonudur. Devlet vergi ve sübvansiyon gibi bazı araçlar ile gelir dağılımını birincil ve ikincil düzeylerde değiştirebilir.Bunların yanında, devletin bir de istikrar sağlama fonksiyonu vardır. Devlet, vergi ve kamu harcamaları ile toplam talebi etkileyerek ekonomik istikrarı sağlayıcı rol oynayabilir.Bir ekonomide ortaya çıkabilecek çeşitli piyasa ak-saklıkları durumlarını, bu aksaklıklar ile birlikte ortaya çıkan devletin kaynak ayırımı üzerindeki rolünün önemini ve bu aksaklıkları ortadan kaldırmak amacıyla kullanılabilecek devletin müdahale araçlarının neler oldu¤unu açıklamak.Devletin kaynak ayırımına ilişkin rolü piyasa ak-saklıklarına bağlı olarak ortaya çıkar. Başlıca dörttür piyasa aksaklığı tanımlanabilir. Bunlar ”u ”ekil-de sıralanabilir: Ortak tüketim konusu olduğu için fiyatlandırılamayan ve bu nedenle piyasanın hiç üretmediği kamusal mallar, özel fayda yanında toplumsal faydanın veya özel maliyetler yanında toplumsal maliyetlerin de söz konusu olduğu dışsallıklar, üretim ölçeği boyunca marjinal ve ortalama maliyetlerin sürekli olarak azaldığı doğal tekeller,hizmet sunanların alıcılar hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıkları için riskleri doğru fiyatlandıramadıkları ve tüketiciler arasında ters seçişe neden oldukları eksik piyasalar.Devlet, merkezi yönetim veya yerel yönetimler düzeyinde örgütlenmeler ile bu aksaklıkları giderebilir. Örneğin, devlet, piyasa aksaklıkları durumunda; hizmeti bizzat kendisi üreterek veya özel kurumların ürettiği hizmetin finansmanını sağlayarak, vergi veya sübvansiyonlar yolu ile dışsallıkları gidererek, yasal düzenlemeler yaparak veya standartlar koyarak piyasa aksaklıklarını giderici ve piyasaları düzenleyici rol oynayabilir.Piyasa ekonomisinin bir ekonomide gelir dağılımına ilişkin sorunları çözemediği durumda, devletin gerek birincil gerekse ikincil gelir dağılımı aşamasında ortaya çıkan gelir dağılımı rolünü açıklamak.

Gelir dağılımındaki adaletsizlikler de bir tür piyasa aksaklığı olarak kabul edilebilir. Bu durumda, devlet, asgari ücret yasaları gibi bazı yasal düzenlemeler ile piyasanın işleyişi sırasında müdahalede bulunabilir veya piyasada gelir dağılımı oluştuktan sonra, vergi, sübvansiyon veya bazı sosyal harcamalar ile gelirin yeniden dağılımını sağlayabilir.

ÜNİTE:4

Mal ve hizmetlerin, tüketimden mahrum bırakılıp bırakılmaması ve tüketimde rekabet olup olmaması gibi iki kritere dayanarak, özel yada kamusal mal olarak nasıl sınıflandırılabileceğini saptamak ve buna bağlı olarak değişik kamu malları kavramlarını tanımlamak.Başlıca iki kriter malların niteliklerini saptamamız için yol gösterici olmaktadır. Bunlar, tüketimden mahrum bırakabilme ve tüketimde rekabet olmaması kriterleridir.Tüketimden mahrum bırakma, bedel ödemeyenlerin tüketim dışında bırakılabilmesidir. Tüketimde rekabet olması ise, bir bireyin bir malı tüketmesinin diğer bireylerin aynı malı tüketemiyor olması anlamına gelmesidir. Bu kriterlere göre bir sınıflandırma yaptığımız zaman, tüketimden mahrum bırakılamayan ve tüketimde rekabet olmayan mallar tam kamusal mal olarak sınıflandırılmak-tadır. Bu kriterlerin bir tanesinin yerine getirilip, diğerinin yerine getirilemediği yarı kamusal mal ve yasak olmayan kamusal mal durumları da söz konusudur. Ayrıca erdemli mallar, karma mallar, uluslararası kamusal mallar gibi farklı kamusal mal tanımları da yapılmaktadır.Kamu malları üretim sürecini piyasa süreci ile karşılaştırarak aradaki farkları belirlemek ve bu süreçlerin nasıl değerlendirildiğine ilişkin farklı yaklaşımları açıklamak.Piyasa süreci ile kamusal mal üretim süreci arasında bazı çok temel farklar vardır. ilk olarak, piyasada karar alıcılar tüketici ve üreticiler iken, kamusal karar alma sürecinde talep yanında seçmenler ve arz yanında esas olarak politikacı ve bürokratlardan oluşan karar alıcılar söz konusudur. İkinci olarak, tercihler piyasada fiyat mekanizması ile bildirilirken, kamusal üretim sürecinde oylama mekanizması geçerlidir. Üçüncü olarak, piyasada fiyatfaydalanma karşılığı olarak ortaya çıkarken, kamusal karar alma sürecinde bu bağlantı çoğu zaman kurulamaz. Bireylerin taleplerine dayanarak, kamu mallarının denge üretim miktarının nasıl belirlendiğine ilişkin iki önemli model olan Lindalh ve Samuelson modellerinin özelliklerini açıklamak.Kamu malları üretim sürecini piyasa benzeri bir süreç olarak modelleştiren ilk yaklaşım iki bireyli bir model olan Lindahl modelidir. Aynı modelin çok sayıda birey için genişletilmesi ile Samuelson modeli ortaya çıkartılmıştır. Bu modele göre, bireylerin kamu mallarına olan taleplerinin bilindiği varsayımı ile bu taleplerin dikey olarak toplanması sonucunda toplumun kamu malı talebi oluşturulur.
Toplumun kamu malı talebinin kamu malının maliyet eğrisi ile çakıştığı noktada optimal kamu malı üretim miktarı belirlenecektir. Bu öyle bir miktardır ki, bu optimal miktarda bütün bireylerin ödemeye hazır oldukları vergi-fiyat, söz konusu kamu malının maliyetini tam olarak karşılamaktadır.

ÜNİTE:5

Piyasa mekanizmasının tam rekabet koşullarında etkinlik açısından niçin başarısız olabildiğini açıklamak.Dışsallık, bir ekonomik birimin yürüttüğü faaliyetin başka bir ekonomik birime, herhangi bir karşılık söz konusu olmaksızın, sağladığı fayda ya da
yüklediği maliyettir. Dışsallığın kaynağı ve etki alanı bir üretim ya da tüketim faaliyeti olabilir. Dışsallık pozitif ise, dış fayda, negatif ise dış maliyet ismini almaktadır. Dış maliyete örnek olarak, çevre kirlenmesi sonucu ortaya çıkan olumsuzlar gösterilebilir. Bulaşıcı hastalığa karşı aşı olan bir bireyin kendini koruması yanında, taşıyıcı olma olası-
lığı ortadan kalktığı için, başkalarını da korumuş olması ise dış faydaya bir örnektir.
Dışsallıkların söz konusu olduğu bir durumda, üretim, tümüyle piyasa mekanizmasına bırakılırsa, optimal kaynak ayırımı gerçekleşememektedir. Diğer bir deyişle, bu durumda tam rekabet koşulları bulunsa bile, dış maliyet yada dış faydanın varlığı,kaynakların optimal ayırımını engellemektedir.Çünkü, örneğin, dış maliyetin söz konusu olduğu bir durumda, piyasaya hiçbir müdahalede bulunulmazsa, aşırı üretim sorunu doğmakta, dış faydanın söz konusu oldu¤u bir durumda ise, piyasaya hiçbir müdahalede bulunulmazsa, eksik üretim durumu meydana gelmektedir.Dış maliyetin söz konusu olduğu bir durumda,piyasaya müdahalede bulunulmadığında nasıl aşırı üretim sorunu ile karşı karşıya kalındığını belirlemek.Dış maliyetin üretilen mal birimi başına sabit olduğu yada dış maliyetin belli bir üretim miktarından itibaren ortaya çıktığı ve devletin piyasaya müdahalede bulunmadığı durumlarda, dış maliyet hesaplara katılmadığı için toplumun taşıdığı maliyetlerin tümü göz önüne alınmamakta ve bunun sonucunda da aşırı üretim sorunu doğmaktadır. Dış maliyetin söz konusu olduğu durumda devletin müdahale araçlarının neler olduğunu ve müdahalenin başarısının nelere bağlı olduğunu açıklamak.Dış maliyet karşısında devlet farklı yöntemlere başvurarak müdahale etmektedir. Bunlar, fiziksel sınırlama, vergi ve mülkiyet hakkının düzenlenmesidir. Fiziksel sınırlama yönteminde birtakım fiziksel sınırlamalar getirilmekte, örneğin, belirli üretim faaliyetleri tümüyle yasaklanabilmekte yada bu faaliyetlerin yürütülebileceği yerler sınırlanabilmektedir. Vergilerle yapılacak müdahalede ise, dış maliyet özel maliyetlere eklenmekte, bir başka deyişle vergi kullanılarak dış maliyet içselleştirilmektedir. Mülkiyet hakkının düzenlenmesi yönteminde ise, bu yaklaşımı ilk ortaya atan Coaseşa göre, dışsallığın, olayın tarafları arasındaki bir pazarlık ve alışverişle optimal çözüme bağlanabileceği ifade edilmektedir. Olayın tarafları arasındaki alış verişte kimin kime ödeme yapacağı ise,mülkiyet ve kullanım haklarının nasıl düzenlendiğine bağlı olacaktır.

Dış faydanın söz konusu olduğu durumda karşılaşılan eksik üretim sorununun devlet müdahalesi ile nasıl önlenebileceğini açıklamak.Dış faydanın birim başına sabit olduğu ve devletin piyasaya müdahalede bulunmadığı durumda ortaya çıkan eksik üretim sorunu, devletin birim başına sabit bir sübvansiyon uygulaması ile çözüme kavuşturulmakta, böylece üretim düzeyi optimal düzeye çekilmiş olmaktadır.

6. ÜNİTE

Kamu kesiminin niçin etkinsiz çalıştığı konusunda ileri sürülen; etkinsizliğin kamu kesimini oluşturan birimlerin yapısından kaynaklandığını savunan görüş ile etkinsizliğin temel olarak rekabet koşullarının olmayışından kaynaklandığını savunan
görüşü açıklamak.Kamu kesiminde etkinsizlik kamu kesimini oluşturan birimlerin yapısından kaynaklanır görüşüne göre bürokratik davranışlar ve x-etkinsizliği kamu kesimindeki etkinsizliğin başlıca nedenleridir. Bunları ortadan kaldırmak için kamu kesiminde özel kesime benzer dürtü ve özendirme sistemlerini sağlayan kurumsal yenileştirmelere ihtiyaç vardır. Başka bir görüş ise kamu kesiminde etkinsizliğin rekabet koşullarının mevcut olmayışına bağlı olarak değerlendirmektedir.Tekel ve doğal tekel gibi rekabetçi piyasaların ne ölçüde sapma eğilimi gösterdiğini ve yarattıkları etkinlik kayıplarının nasıl ölçüldüğünü açıklamak.Rekabetçi piyasalardan sapma meydana getiren en yaygın durum sermayenin aşırı yoğunlaşması ile oluşan tekellerdir. Tekel fiyatlaması tüketici rantında azalma meydana getirir ve dolayısıyla sosyal bir maliyete neden olur. Bir diğer durum ise maliyet yapıları gereği tek bir firmanın bütün talepleri karşılamasının daha etkin olduğu durum olan doğal tekellerdir. Bu durumda devlet etkin fiyatlama olan marjinal maliyet fiyatlaması yapar. Ancak oluşan zararı bütçeden karşılar, yada ne kâr ne de zarar ortaya koyan ortalama maliyet fiyatlaması uygular.
Devletin piyasaları düzenleyici rolünü (regülasyon) tanımlamak.Doğal tekeller veya elektrik santrallerınde olduğu gibi ürettiği hizmetin tek alıcısı doğal tekel olan işletmeler özel sektöre devredildiği zaman ortaya bazı sorunlar çıkabilir. Bunlar içinde en önemlisi toplumsal refahı azaltan ve kaynak ayırımını bozan tekel fiyatlamasıdır. Bu nedenle başta İngiltere ve ABD gibi gelişmiş kapitalist ülkelerde, bağımsız düzenleyici kurullar bu işletmelerin uyguladıkları fiyatlar üzerinde belirleyici olmaktadır. Fiyatlama konusunda başlıca, getiri oranı fiyatlaması ve tavan fiyat olmak üzere iki yöntem vardır.Özelleştirme çalışmalarının nedenlerini ve özelleştirme yöntemlerini açıklamak.Özelleştirme yanlısı görüşler ve özelleştirme uygulamaları 1980li yıllardan bu yana bütün dünyada gelişmiş ve yaygınlaşmıştır. Özelleştirme savunucularının ortaya koydukları başlıca gerekçeler; etkinsiz izleyen kamu kesimini küçültmek, siyasetçilerin ekonomik kararlardan ve kaynak ayırımını etkileyen kararlardan çekilmesini sağlamak gibi hususlardır.Başlıca özelleştirme yöntemi özel sektöre satıştır.Bu işlem, blok satış veya sermaye paylarına bölerek hisse senedi satışı şeklinde olabilir. Ayrıca yap-işlet-devret, işletme hakkı devri, ihaleye çıkarma gibi alternatif özelleştirme yöntemleri de vardır.

ÜNİTE:7

Çoğu kamu yatırımında başvurulan fayda maliyet analizinin temel mantığını ve başlıca özelliklerini belirlemek, analizin hangi alanlarda yaygın biçimde uygulandığını saptamak.Fayda maliyet analizi kamu kesiminde kaynakların etkin kullanımını sağlamak amacıyla başvurulan önemli bir yöntemdir ve özellikle ulaşım (yol,köprü, metro gibi) ve baraj projelerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Çünkü, fayda maliyet analizi piyasa değeri olan kamu projeleri için uygulanabilmekte, bölünmez nitelikteki tam kamusal mallar için tüketici tercihleri açıklanamadığı yada tüketicilerin bedava yararlanma istekleri nedeniyle uygulanamamaktadır.Fayda ve maliyet kavramının hangi anlamda kullanıldığını, nasıl tanımlandığını, neleri kapsadığını ve nasıl ölçüldüğünü açıklamak.Fayda maliyet analizi belirli bir projenin faydalarının ve maliyetlerinin belirlenmesine ve hesaplanmasına dayanmaktadır. Fayda ve maliyet tahmininden önce fayda ve maliyetin kapsamının belirlenmesi, yani hangi fayda ve maliyetlerin hesaba katılacağının kararlaştırılması, daha sonra ise bu fayda ve maliyetlerin ölçülmesi gerekmektedir. Elde edilen faydaya üretim ve gelir artışı yada bir maliyet azalışı şeklinde olabilir. Maliyet ise, yalnızca harcama olarak katlanılan maliyetleri kapsamamakta, alternatif maliyetleri de içermektedir.Projelerin gelecekteki fayda ve maliyet akımlarının homojenleştirilmesi için bugünkü değerlerinin bulunması gerekmektedir. Bu da gelecekteki değer akımlarının bir iskonto oranı kullanılarak bugünkü değerlere dönüştürülmesi demektir. Fayda ve maliyetlerin para birikimi ile ifade edilebildiği bir durumda, ne tür karar kriterleri ile sonuca ulaşıldığını açıklamak.Fayda maliyet analizinde projelere ilişkin iki tür karar söz konusu olabilmektedir. Bunlardan birincisi,bir projenin tek başına elverişli olmadığı kararı,ikincisi ise, birden çok projeyi karşılaştırma ve sıralama kararıdır. Bu kararlar için kullanılan yöntemler ise net bugünkü değer, fayda maliyet oranı ve iç verim oranı yöntemleridir.Net bugünkü değer yönteminde, faydalar akımının
bugünkü değerinden, maliyetler akımının bugünkü değeri çıkarılmakta ve net bugünkü değer bulunmaktadır. Ancak bu yöntemle farklı ölçeklerdeki çeşitli projeleri karşılaştırmak mümkün değildir.Fayda maliyet oranı yönteminde, bugüne indirgenen faydalar bugüne indirgenen maliyetlere oranlanmakta ve bu oranın en yüksek olduğu proje seçilmektedir. iç verim oranı ise, gelecekteki faydalar akımı ile maliyetler akımı farkının değerini sıfıra
eşitleyen faiz oranıdır. Bu oran tüm projeler için kullanılan ve önceden belirlenmiş bir oran ile karşılaştırılır.iç verim oranı daha yüksek ise, proje elverişli kabul edilir.Verilen örnekler ile değişik projelerden hangisinin daha uygun olduğunu saptamak.Net bugünkü değer yöntemine göre, verilen projelerden net bugünkü değeri pozitif olan proje, fayda maliyet oranı yöntemine göre verilen projelerden fayda maliyet oranı birden büyük olan proje, iç verim oranı yöntemine göre ise, verilen projelerden net bugünkü değeri sıfıra eşitleyen iskonto oranının genel iskonto oranından büyük olduğu projeler seçilmektedir.

  • Kaynak İndirme Bilgileri
  • Site: www.derscalisiyorum.com.tr
  • Dosya İçeriği: Kamu Ekonomisi
  • Dosya Boyutu/Türü: 32.6 KB/ Word
  • Dosya İndirme Linki: Tıklayınız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir